20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI

0
240
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI..!

20.yüzyılın ilk yarısında, mobilya üretiminde işlevsellik, erişilebilirlik, ergonomi
tasarımda önemli ölçütler olarak yerleşmiştir.
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

20.yüzyıl iç mimarlık ve mimarlık disiplinlerine ortak sayılabilecek birçok akımı
ortaya çıkarmıştır.

Ortaya çıkan Modernizm ile, Bauhaus, De Stijl, Fütürizm, Neo-Plastisizm, Fonksiyonalizm,
Pürizm, Brütalizm, Ekspresyonizm, Postmodernizm, Minimalizm, De Konstrüktivizm gibi
akımlar hayatımıza kazandırılmıştır.

Modernizm, Pop-Art, Uluslararası Stil, Hi-tech, Yeşil Tasarım, Postmodernizm, Minimalizm, Organik Tasarım gibi akımlar 20.yüzyılın başlıca mobilya akımları olmuşlardır.

Mobilyacılık ,ile ilgili araştırma yazılarına bakıldığında 20.yüzyıl mobilya akımları, ”İkinci Dünya Savaşı Öncesi‟ ve ‟İkinci Dünya Savaşı Sonrası‟ dönem olarak iki ayrı ana başlık altında incelendiği görülmekte..

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Yazılanlara ve yapılan araştırmalara göre Modernist hareketin ilk olarak 19.yüzyılın ortalarında görüldüğü ifadeleri yer almakta..

19.yüzyıl mobilyacılığında sadelik ve işlevselliğe verilen önemin arttığı ve  halka yönelik tasarımların gündeme geldiği dikkat çekmekte iken, 1860‟lı yıllarda,stil, işçilik ve halkın zevkinden rahatsız olan varlıklı bir kesimin olduğu da açıklamalarda yer bulmakta..

Yazılan ifadelere göre yapılan mobilyalar sade, düz yüzeyli tablalar ile oluşturulurdu. Uygun olan alanlara (dolapların yan yüzeyleri, koltuk kenarları vb.) kafesler ya da düz dikdörtgen biçimli parmaklıkların yerleştirildiği ifade ediliyor..

Az sayıda oyma, kakma ya da marküteri yöntemleri kullanılarak yapılan küçük desenlerin yüzeyleri süslediği ve Gotik süsleme öğelerinin de çok kullanıldığı ifadelerine yer verilen anlatımlarda , Türk halı ve çinilerini hatırlatan doku ve desenlere de rastlanıldığı gözleniyor…

O yıllarda ilgi gören Art Nouveau, Fransızcada „yeni sanat‟ anlamına gelen, sanat ve tasarım alanlarında kıvrımlı çizgilerin, yoğun bitki ve zarif biçimde hayvan motiflerinin ve kadın figürlerinin kullanıldığı bir akım olarak anılırken, 19. Yüzyılın sonları ile 20. Yüzyılın başlarında bu akımın altın çağını yaşadığını da görüyoruz..

Bakıldığında Art Nouveau mobilyaları bulundukları mekân ile bütünleşmek amacıyla
tasarlanmaktaydı. Mobilya yüzeylerinde yer alan dekoratif unsurlar yer, duvar ve tavanda
tekrarlanırdı. Perde, halı ve döşemelik kumaşlar da bu uyumu devam ettirmek üzere
dokunurdu.

Diğer yandan bu mobilyalar içinde bulundukları mekanları bölümlere ayırmak
amacı ile de kullanılırdı. Birçok mobilya farklı fonksiyonları yerine getirmek üzere karmaşık
bir yapıda tasarlanırdı

Daha sonrasında bu akımın yanında 20. yüzyılın başında Adolf Loos‟un “Süs suçtur‟‟ manifestosunun sadeliğe verilen önemi anlattığı görülmekte. Esasen bir mimar olan Loos, ismi ile anılan  dönemin Gesamtkuntswerk -Bütüncül Tasarım anlayışı gereği tasarımın her alanında bahse konu mobilya eserlerini ortaya koymuştur..

iŞTE, tamda bu dönem, Joseph Gocar başta olmak üzere Kübist tasarımcıların yapmış olduğu süsten arınmış mobilya tasarımları ile Modernizmin doğuşuna öncülük eden bir aşama olarak kabul edilmektedir

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Postmodernizm yalnızca mimarlık alanı için kullanılırken, mimarlık alanındaki değişimlerin diğer tasarım alanlarında da yaşanmasıyla bu terim genel bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemin mimarları Modernizmde olduğu gibi bütüncül tasarım yaklaşımıyla aynı zamanda çeşitli mobilyalar da tasarlamışlardır.

Postmodernizm‟den sonra 80‟li yılların sonlarından başlayan muazzam sadelikte tasarım anlayışı tüm dünyayı sarmıştır. ,

Minimalizm 1960‟larda Amerika‟da plastik
sanatçılarının arasında soyut resim ve heykel anlayışlarına karşıt olan bir tutuma verilmiş bir isimdir

90‟lı yıllara gelindiğinde her türlü tasarımı görmüş, gereksinimler karşılanmış ve oldukça doymuş durumda bir tüketici grubu bulunmaktaydı.

Kullanıcılar gösterişli ama işlevsiz, kullanışsız mobilyalardan bıkmıştı. Bu sebeple sade,
kullanışlı ve ucuz tasarımlara ihtiyaç vardı. Dönemde yaşanan teknolojik gelişmeler sayesinde projelendirme ve üretim kolay hale geliyordu.

Artık yeni yapay malzemeler ile mobilyaların ince bacakları yük taşıyabiliyor, akıllı plastiklerle tek parça ile mobilyada olması gereken ergonomi, esneklik, geçirgenlik, saydamlık gibi gereksinimlere cevap alınabiliyordu

İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyıl, Modernizmin etkilerinin devam ettiği Vintage ve
Yeni Barok ya da diğer adıyla Modern Barok, Hi-tech gibi eski tasarımlara atıfta bulunan yeni üslup arayışlarının yer aldığı bir dönemdir.

Şimdi de çağdaş “Yeni Modernist” tasarımlar ile, Modernizm ilkelerine saygı gösterilmekte; basit ergonomik formlar ve bilinçli olarak doğaldan yenilikçi sentetiklere kadar değişen malzemelerle işleve odaklanan tasarımlar ortaya konmaktadır artık..

Gelişen sektör ile birlikte 20.yüzyılın ilk yarısında, mobilya üretiminde işlevsellik, erişilebilirlik, ergonomi tasarımında önemli ölçütler olarak yerleşmiştir. Sürekli gelişim gösteren mobilya tasarımı alanında 20.yüzyılda yaşanan gelişimler 21. Yüzyıl ve ötesinde kullanılacak olan mobilyalar için bir dönüm noktası olmuştur.

Çağımız; artık imkanı olana da olmayana da tam bir özel mobilya tasarım isteyenlerin çağı olmuş vaziyette artık..

ALMANYA Hükümet Başkanı Scholz, AB’nin Genişlemesinden Yana..!

Almanya Şansölyesi, 36 ülkenin üye olduğu bir AB düşünebiliyor ama aynı zamanda da toplululukta reform yapılmasından yana.

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz Avrupa Birliği’nde reform yapılması ve birliğin genişlemesinden yana görüş bildirdi. Hafta sonunda Berlin’de yapılan Avrupa Sosyal Demokrat Partileri Kongresi’nde yaptığı açıklamada “27, 30, 36 ülkeden oluşan ve 500 milyonu aşkın eşit haklara sahip yurttaşı olan birleşik bir Avrupa dünyadaki ağırlığını daha güçlü hissettirebilecektir” diyen Şansölye, “AB’nin doğuya doğru daha da büyümesi hepimiz için bir kazançtır” ifadesini kullandı.

Şansölye, AB’nin bir genişlemeyi mümkün kılması için kendini de yenilemesi gerektiğine vurgu yaptı. Scholz, dış politikanın yanı sıra vergi politikası ve benzeri alanlarda alınacak belli kararlarda uygulanan oy birliği ilkesinin adım adım kaldırılmasından yana görüş belirtti. “Bu konuda daha çok ikna çalışması yürütmemiz gerektiğini biliyorum” diyen Scholz, sözlerinin devamında, “Lakin şunu da net bir biçimde söylüyorum: Eğer jeopolitik bir Avrupa iddiamız varsa, o zaman çoğunluk kararları egemenlik kaybı değil, egemenlik kazancıdır” ifadesini kullandı.

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI

Türkiye Hala AVRUPA BİRLİĞİ’ne aday ülkeler arasında ..

AB’ye 27 ülke üye. Şu anda yedi aday ülke var. Uzun yıllardan beri Balkan ülkeleri Arnavutluk, Karadağ, Sırbistan ve Kuzey Makedonya’nın yanı sıra şu anda üyelik müzakereleri dondurulmuş olan Türkiye aday ülkeler arasında bulunuyor. Haziran ayında Ukrayna ve Moldavya bunlara eklendi. Bosna Hersek ve Gürcistan, aday ülke statüsü için başvuruda bulundu, Kosova üyelik başvurusu yapmayı planlıyor.

( haber kaynağı:https://www.deutschland.de/

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Editör notu:Almanya’da şansölye ünvanına sahip kişi aynı zamanda hükümet başkanıdır ve bakanları seçme yetkisi olduğu gibi hükümet politikasını çizmekte de önemli pay sahibidir.

Yetkilerini göz önünde bulundurduğumuzda hükümetteki en güçlü kişidir; ancak protokolde devlet başkanı ve parlamento başkanından sonra gelir. Almanya şansölyesi Federal Meclis tarafından seçildiği gibi salt çoğunluğun sağlanması durumunda da görevine son verilebilir. Tabi bu durumun gerçekleşebilmesi için öncelikle göreve gelecek şansölyenin oy çokluğuyla seçilmesi gerekir.

HABER EDİTÖRÜ: YILMAZ KURŞUN

1970’DEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE ARABESK MÜZİĞİN TEKNİK GELİŞİMİ.

MUSLUM

Müzik evrenseldir diyorlar..

Bizde müziğin evrenselliğinden yola çıkarak Arabesk müziğin ülkemizde ortaya çıkışının gelişimine ve sebeplerine bir göz atalım istedik ..

Türkiye’de zaman içindeki ekonomik ve siyasi alandaki köklü değişimler birçok insanın hızlı modernleşme ve şehirleşme ile olan mücadelesini kaybetmesine sebep olurken; köyden kente büyük göçleri de beraberinde getirdiği görülmektedir..

Köyden kente göçler ile  kendileri için bir arayış içerisine giren bu alt kültür mensupları var olan düzen içerisinde kendi mimarilerini, yaşam biçimlerini ve müziklerini de oluşturmak durumunda kalmışlardır..

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Kültürel gelişimlere baktığımızda dünya üzerinde var olan müzik türlerinin çoğununda genel çerçevede kendi tarihini, kendi ideolojisini yansıttığı dikkat çekerken,  bundan dolayıdır ki müzik türlerinin geneli, ait olduğu tarihsel ve toplumsal bağlamdan bağımsız gelişmemiştir.

Öncelikle modern Türkiye’de müzikal sürecin değişimi ve gelişimi birçok farklı olaylar zinciriyle olmuştur..

Burada yazıma kaynak olan  arabesk müziğe bakacak olursak, bu müzik çeşidinin de 1960’larda asıl kimliğini kazanmaya başladığını kaynak yazılarda görmekteyiz..

1960’lı yıllar Türkiye’de arabeskin gençlik dönemi olarak da ifade edilebilir. Zira geçmiş yıllara göre icra stilleri daha belirgin bir hale gelmeye, Arap müziğiyle birbirinden ayrılmaya başlamıştır.

Aynı zamanda 1960’lı yıllarda kayıt teknolojileri daha ideal bir seviyeye gelmiş, farklı plak tipleri ortaya çıkmıştır. Farklı plak tiplerinin yanısıra artık kaset sektörü dediğimiz yeni bir sektör de bu süreçte gelişmiştir.

Almanya’da 1963 yılında Philips markası adeta bir devrim yapıp kaset teknolojini icat edince, bu gelişme plak sektörünün hızlı bir şekilde sona ermesine neden olmuş ve kaset sektörü hayatımıza girmiştir..

Kaset sektörünün Türkiye’de asıl yaygınlaşma dönemi 1970’ler ve sonrası olmuş ve kısa sürede kasetten kasete hızlı kayıt yapan makineler ithal edilmeye başlanmıştır…

1980’lerden sonra  kaset fabrikaları kurulmaya başlanırken, kurulan fabrikalarda üretilen kasetlerin ithal kasetlerden daha ucuz oluşu nedeniyle tüketim de müzik sektöründe ciddi anlamda bir artışla zirve yapmıştır..Çünkü kasetlerin plaktan daha fazla şarkı kaydedebilmesi halk tarafından yoğun bir talebe sebep olmuştur…

Kaset döneminin iyice zirveye tırmandığı 1980’li yıllar, Türkiye’de arabesk müzik üretiminin de en yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu bağlamda Türkiye’de arabesk müziğin orkestrasyonun gelişiminin bu dönemlerde olduğu ifade edilmektedir.

Bakıldığında arabesk müziğin diğer müzik tarzlarına nazaran geniş ve serbest bir orkestrasyona sahipliği hemen dikkat çekmektedir…

İcra edenler olarak bu alanda yeni oluşan ve ortaya çıkan bir çok isim   arabesk müziğin şekillenmesinde önemli bir rol oynamış ve buna bağlı olarak “Küçük Emrah”, “Küçük İbo” ve “Küçük Ceylan” gibi örneklerin çoğalmasına sebep de olmuştur.

1980’li yıllara baktığımızda arabesk müzikte var olmaya başlayan Müslüm Gürses’in albümlerini incelediğimizde farklı aranjörlerle çalışmasına rağmen hemen hemen tüm albümlerinde yaylı grubu kullandığı, Arap müziğine veya Batı müziğine ait ritim kalıpları çalan ritim grubu ve bir altyapı çalgısı ile genel olarak şarkılarını icra ettiğini görmekteyiz…

‘80’li yılların bilhassa ilk yarısında gazinoların assolistleri değişti, alaturkacıların yerini arabeskçiler aldı. Aradan sıyrılan seslerden Müslüm Gürses’in devreye girmesiyle birlikte, O GÜNÜN MÜZİK TÜRÜ arabesk olarak tescillendi, dinleyenlerine de  arabeskçi denilmeye başlanıldı..
‘80’li yılların bilhassa ilk yarısında gazinoların assolistleri değişti, alaturkacıların yerini arabeskçiler aldı. Aradan sıyrılan seslerden Müslüm Gürses’in devreye girmesiyle birlikte, O GÜNÜN MÜZİK TÜRÜ arabesk olarak tescillendi, dinleyenlerine de  arabeskçi denilmeye başlanıldı..

Türk müziği tarihçesine baktığımızda 1960’tan 1980 yıllarına kadarki  süreçte yoğun bir baskı ve sansür sürecinden geçen arabesk müzik, 1980’li yıllara gelindiğinde biraz daha esnek bir hal almış ve kitlelerde dinlemeye yoğun bir şekilde başlamıştır.

‘70’li yılların sonuna doğru pop kulvarında etkin olan arabesk müzik, bizzat yaratıcılarının sesinden ülkeye yayıldı. O zamanın genç sesi Orhan Gencebay’ın “Gönül” şarkısı dillerden hiç düşmedi..
70’li yılların sonuna doğru pop kulvarında etkin olan arabesk müzik, bizzat yaratıcılarının sesinden ülkeye yayıldı. O zamanın genç sesi Orhan Gencebay’ın “Gönül” şarkısı dillerden hiç düşmedi..

1980’li yıllarda Orhan Gencebay’ın TRT’de yılbaşı programına çıkıp Yarabbim isimli şarkısını seslendirmesi aynı şekilde özel günlerde İbrahim Tatlıses, Mine Koşan, Ferdi Tayfur gibi arabesk sanatçılarının TRT’ye konuk olabilme imkanı elde edebilmeleri hem arabeskin hem de bir zamanlar sansürlenen sanatçıların bu bağlamda önünün açılmasına da imkan yaratmıştır…

Birde 1988’li yılların başlarında dönemin başbakanı Turgut Özal’ın katıldığı bir davette Orhan Gencebay ile samimi bir sohbette bulunması, sonraki dönemlerde İbrahim Tatlıses ile karşılıklı düet yapması, bu durumun ‘Arabeske Başbakan düzeyinde destek’ şeklinde sunulmasına neden olmuştur

1989’da art arda gelen kırılma noktalarına yeni birde Bülent Ersoy olayı eklenmiştir.Çünkü Bülent Ersoy’un Türkiye’de sahneye çıkması 1980’li yıllarda yasaklanmış, bunun üzerine Bülent Ersoy da Batı Almanya’ya gitmiştir.1970’DEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE ARABESK MÜZİĞİN TEKNİK GELİŞİMİ..

İşte tamda bu nedenle Televizyonda yayınlanacak bir resepsiyona o zamanın Başbakan eşi olan Semra Özal’ın, Bülent Ersoy’un da katılmasında ısrar etmesi;dönemin tek televizyon kanalı ve devlet televizyonu olan TRT içinde ciddi karışıklıklara ve krizlere sebebiyet de vermiştir.

Farklı kültürlerin bir arada bulunduğu büyük metropollerde farklı müzik tiplerinin bir arada bulunmasını göz önünde bulunduracak olursak, aynı yıllar içerisinde gelişen taverna kültürü de bu noktada dikkat çekici bir örnektir.

Yaşanan bu dönüşüm yalnızca müzikte değil, sosyolojik anlamda da farklı karşılıklar bulmuştur. Arabesk müziğin artık toplumun farklı kesimlerince de kabul gördüğü, daha ılımlı bir ortamda ele alındığı bir dönem olmuştur. Bu sanatçıların bu dönemde repertuvar itibarıyla arabesk müzik ile taverna müzik olarak ortak repertuvar kullandığı görülmektedir.

Türkiye’de ilklerin yaşandığı bir yıl olan 1990’lar bu sefer toplumun pek alışık olmadığı ama daha sonra “90’ların klasiği,” “Bir bilet alana bir jilet bedava” gibi müzikseverlerin  kalıplaşmış cümleleriyle  hafızamızda yer edinecek bir ilklerin yaşandığı dönem oldu..

Mesela, Müslüm Gürses’in 1992’de Gülhane parkında verdiği konserde çoğu insan kendini jiletlemiş, ağaçlardan, direklerden atlamış intihar etmiş, bu olayların iyice yayılması üzerine bir süre sonra Gülhane konserleri kaldırılmıştı.

Müslüm Gürses’in genel hayran profilini inceleyecek olursak; bu kesim 18-28 yaş aralığında olan, ekseri olarak geleceğe dair umutlarını yitirmiş gençler olarak görülmekte idiler Bu profilin tipik özelliği kırdan kente göç eden ailelerin 2. kuşağı olmaları olduğu ifade ediliyor. Gelenekten kopmama çabasında olan bu kesim bir yandan modern olma gayretinde olurken veya diğer bir biçimde kentli olmayışı ama kentli olmaya çalışması bu profilin en tipik özelliğini yansıtmakta olduğu görülüyor..

Diğer yandan Türkiye’de Orhan Gencebay ile başladığı söylenen arabesk müziğin teknik oluşumu, sosyolojik bağlamını bulunca önü alınamaz kitlelerin sesi olmaya başlamış, bununla beraber her arabesk müzik sanatçısı kendi kitlesini oluşturmaya başlamıştır..O yıllarda arabeske giderek artan bu ilgi ve devlet tarafından sunulan uygun koşullar, kaldırılan yasaklar arabesk müziği artık daha da cazip bir hale getirmiştir.

2000’li yıllardan itibaren arabesk içerikleri de barındıran pop müziğin revaçta olmaya başladığı dönemde, gelişen teknolojinin de etkisiyle farklı farklı müzik tiplerinin ortaya çıktığını görmek mümkünken; teknoloji ile gelişen çalgı ve ekipmanların yeni tarzların ortaya çıkmasına imkan yarattığı görülüyor..

Günümüze bakacak olursak artık albümlerin yarısından fazlası dijital platformlarda yayınlanmakta iken hızla tüketilip derhal unutulmaktadır. Hızla gelişen teknoloji hızlı yemek (fast food) gibi artık hızlı müziği de (fast music) hayatımıza yerleştirmiş bulunmaktadır..

Hep bir soru vardır müzikseverlerin kafasında..”İLK ARABESK ŞARKI” kimdendir diye ?

İlk arabesk şarkıları seslendirenlerden Ahmet Sezgin’den bahsedilir bazı kaynaj yazılarda.. Yaklaşık elli yıl önce ‘Sevmek günah mı?’yı söylediğinde “İşte” demiş birileri, “Bu, arabesktir.”

‘Nerde akşam orda sabah ederim. Bahtımın peşinden ağlar giderim. Perişan oldum, derbederim. Söyle sevgilim bana, sevmek günah mı?’

O vakte kadar Türk halk müziği icra eden Ahmet Sezgin, arayı çok açmadan söylediği ‘Deryada Bir Salım Yok’şarkısıyla arabesk müziğin ‘ilk yorumcusu’olarak şöhreti yakalamış ve halkın takdirini kazanmış.

Bu şarkı, Orhan Gencebay’ın bestesiydi aslında deniliyor..; Ama arabeskin ‘Orhan Baba’sı o yıllarda Ahmet Sezgin’e bağlama çalan yetenekli bir müzisyenmiş sadece…

Hem ondan önce de, arabeski bir adım öteye taşıyacak başka bir isim daha var deniliyor: oda Suat Sayın imiş…

Yine kaynaklarda Türk sanat müziği ekolünden gelen Sayın’ın şarkılarını kim bilmez ki denilyor… Sırasıyla ”Sevemez Kimse Seni”, ”İntizar”, ”Nazende Sevgilim...”

Ferdi Tayfur’dan Zeki Müren’e onlarca sanatçıya beste veren ve kendi şarkılarını kadifemsi sesiyle yorumlayan bir isim Suat Sayın’…

Orhan, Ferdi ve Müslüm’den müteşekkil ‘üç büyükler’dışında meraklısının bilip takip ettiği bu iki ‘baba’dan başka ama unuttuğumuz başka isimler yok mu ki acaba..?

1980'li yıllarda söylediği 'Sen Affetsen Ben Affetmem, Kader Diyemezsin, Benim İçin Üzülme' gibi şarkılarla milyonların gönlünü feth eden Bergen..
‘Sen Affetsen Ben Affetmem, Kader Diyemezsin, Benim İçin Üzülme’ gibi şarkılarla milyonların gönlünü 1980’li yıllarda fetheden arabesk müziğin kraliçesi  .
.

Geriye bakıldığında Bergen, ‘Eller Aldı’ adlı şarkıyı okumuş, kaseti bir milyon satmış. Söyleyen herkesi ihya eden bu şarkının sırrı nedir? Duygulu bir müzik, acıklı sözler, sokakta misket oynayan çocuğun diline dolanacak kısa sözleri mi acaba !

‘Eller aldı, eller aldı, sevdiğimi eller aldı, mutlu süren yaşantımı, gözümdeki seller aldı…’ 

İhtimal ki Ferdiciler bir yandan Huri Sapan’ı da severler. ‘Huzurum Kalmadı’ filminde, arkasında bağlama çalan Ferdi Tayfur’a mikrofon uzatan ve böylece ona şöhret kapılarını açan bir şarkıcı rolündedir Huri Sapan . Oysa gerçekte Huri Hanım, Ferdi Tayfur’un filminin ismini taşıyan şarkıyla meşhur olmuştur. Nitekim kendisi de uzun yıllar türkü okuduğu halde bu arabesk parça sayesinde ‘isim’ olduğunu ve Ferdi’ye çok şey borçlu olduğunu söylemekten çekinmediği anlatılır.

Arabeskten filmciler  de yararlandı ve sanatçıları halkın içine taşıdı. Albümler daha fazla satmaya başladı. Her iki taraf da kazandı; ama iş tamamen zamanla paraya döndü.

Günümüzde piyasadaki birkaç ünlü isim dışında, yeni isimlere şöhret yolu artık kapalı. Çoğu yapımcı, fiziki olarak CD basmıyor ve itunes gibi sitelerde şarkıları yayınlıyorlar

Türkiye müzik tarihinin yazıldığı Unkapanı Plakçılar Çarşısı,da internet ve korsana yenildi. Eskiden 1.5 milyar lira olan sektördeki iş hacmi, 50 milyon liraya kadar geriledi.

Halkın tabiriyle ”Solistler daha çok filmlerden götürüyor” artık parayı…

Bir zamanların Unkapanı’na  ‘kurt kapanı’ derlerdi. Artık ortada ne kurt var ne kapan; in cin top oynuyor şimdi oralarda ..

Bir devrin çöküşü böyle oldu ne yazık ki..

VE yazımızı Usta sanatçı Ferdi Tayfur’un gerçekleştirmiş olduğu bir röportajındaki sözleriyle bitirelim..1970’DEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE ARABESK MÜZİĞİN TEKNİK GELİŞİMİ..

”Bizden sonra ortalık bomboş.”

Ferdi Tayfur:”Yoksulluk, açlık, haksızlıklar bitmeden arabesk bitmez. Dünya düzeni değişmedikçe arabesk bitmeyecek. Arabesk sadece Türkiye’ye özgü değil. Her ülkenin arabeski var. Her ülkede acılar, yoksulluklar, haksızlıklar yaşanıyor. Bunlar var olduğu müddetçe de arabesk hep olacak. Şunu da söylemek istiyorum, Türkiye’de arabesk denilince akla dört isim geliyor. Ben, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve İbrahim Tatlıses. Mahşerin dört atlısıydık. Beşincisi yok. Bizim gibi bir dörtlü bir daha çıkmaz. Bakın şimdi arabesk dünyasına, bizden sonra ortalık bomboş.”

Haberi Derleyen Editör: GAZETECİ YAZAR YILMAZ KURŞUN

SIVAS Geminbeli Geçidi’nde sonbahar renkleri MEST EDİYOR..

Sivas’ın Zara ve Suşehri ilçeleri arasında bulunan Geminbeli Geçidi’nde sonbaharda ortaya mest eden görüntüler çıktı.

Pastel tabloları andıran görüntülerin oluştuğu geçit dron ile havadan görüntülendi. Vatandaşlar, geçide gelip herkesin bu manzarayı görmesi gerektiğini söyledi.

Sivas pastel tablo gibi

Karadeniz Bölgesi’ni İç Anadolu Bölgesi’ne bağlayan, Zara ilçesi ile Suşehri ilçesi arasında bulunan 2010 rakımlı Geminbeli Geçidi sonbaharda görenleri kendine hayran bıraktı.

Geminbeli Geçidi neresi? : Geminbeli Geçidi, Karadeniz Bölgesi’ni İç Anadolu bölgesi’ne bağlayan Zara ilçesiyle Suşehri ilçesinin arasında bulunan 2010 rakımlı geçittir.
Geminbeli Geçidi neresi? : Geminbeli Geçidi, Karadeniz Bölgesi’ni İç Anadolu bölgesi’ne bağlayan Zara ilçesiyle Suşehri ilçesinin arasında bulunan 2010 rakımlı geçittir.

Sarı, kırmızı ve yeşil tonun birleştiği geçitteki ormanlık alanda doğa ayrı bir güzelliğe büründü. Pastel tabloları andıran görüntülerin oluştuğu geçit dron ile havadan görüntülendi.

Geminbeli Geçidinde sonbaharın gelmesi ile ağaçlar yapraklarını dökmeye başladı..

 

 

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI

Sarı, kırmızı ve yeşil tonun birleşimi: 

Her yıl sonbahar ayında benzer görüntülerin ortaya çıktığı Geminbeli geçidi aynı zamanda fotoğraf meraklıları ve doğaseverlerin uğrak yeri haline geldi. Vatandaşlar, geçide gelip herkesin bu manzarayı görmesi gerektiğini söyledi..

Sivas'ın Suşehri ve Zara ilçeleri arasında bulunan Geminderesi, sonbahar renklerine bürünürken, görsel güzellik oluştu.
Sivas’ın Suşehri ve Zara ilçeleri arasında bulunan Geminderesi, sonbahar renklerine bürünürken, görsel güzellik oluştu. / Derleme Haber-Yılmaz KURŞUN

 

Cumhurbaşkanı, Hastavuk Kuluçka Tesisini de Basının Katılımı ve Toplu Törenle Açtı…

Açılış törenine HASTAVUK’u temsilen 3 genel müdürü olan Şahin Aydemir, Müfit Yavuz ve Edinç Pir birlikte katıldılar. HasTavuk A.Ş. adına plaketi Şahin Aydemir teslim aldı.

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

HABER: YILMAZ KURŞUN

Törenle ilk çıkımını gerçekleştiren HasTavuk Balıkesir Kuluçka Tesisi, Türkiye’de Büyükşehir OSB alanında faaliyet gösteren ilk ve tek kuluçka tesisi olması ile de dikkat çekiyor.

HasTavuk A.Ş. adına plaketi alan Genel Müdür Şahin Aydemir; “Ülkemizi, işletmemizi ileriye taşıyacak, verimliliğimizi arttıracak yatırımlar yapmaya devam edeceğiz. Başarı yolculuğumuzda kader ortaklığı yaptığımız kurucularımıza, yönetim kurulumuza, çalışanlarımıza, üreticilerimize ve tüm halkımıza teşekkür ederiz”dedi.

Aynı gün toplu olarak 16’sı fabrika 42 firma açılışı gerçekleştirildi..

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMIBalıkesir merkez ile Bandırma, Burhaniye, Dursunbey ve Gönen ilçelerinde 16’sı yeni fabrika olmak üzere toplamda 42 sanayi tesisinin toplu açılış töreni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 08.10.2022 Cumartesi günü gerçekleştirildi.

18 Mart’ta basının katılımıyla ve törenle ilk çıkımını gerçekleştiren HasTavuk Balıkesir Kuluçka Tesisi, Türkiye’de Büyükşehir OSB alanında faaliyet gösteren ilk ve tek kuluçka olması ile de dikkat çekiyor.20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın Balıkesir merkezden dahil olduğu Balıkesir Organize Sanayi Bölgesinde ki açılışta Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede firmalara teşekkür plaketi verdi.

Açılış törenine şirketi temsilen 3 genel müdürü olanŞahin Aydemir, Müfit Yavuz ve Erdinç Pir birlikte katıldılar. HasTavuk A.Ş. adına plaketi Şahin Aydemir teslim aldı.

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMIAydemir; “Ülkemizi, işletmemizi ileriye taşıyacak, verimliliğimizi arttıracak yatırımlar yapmaya devam edeceğiz. Başarı yolculuğumuzda kader ortaklığı yaptığımız kurucularımıza, yönetim kurulumuza, çalışanlarımıza, üreticilerimize ve tüm halkımıza teşekkür ederiz”dedi.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın açılışını yaptığı 16 fabrika şöyle.

HasTavuk Gıda Tarım Hayv.San.Tic.A.Ş, HEG Gıda Ürünleri San. A.Ş, Betek Boya Kimya San. ve A.Ş, Savaşlar Tesisat Taah. ve Tic. Ltd. Şti, Şişecam Elyafsan A.Ş, Madak Tarım Gıda Nakl. Turz. Tic. Ve San. Tic. Ltd. Şti, Nims Gıda San. ve Tic. A.Ş, Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi (BALOSB) Atık Su Arıtma Tesisi, Erdal Ticaret Tarım Mak. Petrol Ürünl. Nakl. İnş. Hayv. San. Tic. Ltd. Şti, Modena Ayakkabı Dayn. Tük. Malz. Deri Malz. Tekstil Paz. Tic. Ltd. Şti, Sarıbekir Ambalaj San. ve Tic. A.Ş, Balıkesir Orgabize Sanayi Bölgesi (BALOSB) Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi (Mestem), Ot-Sa Otom. San. ve Tic. Ltd. Şti, Romsan Tarım San. ve Dış Tic. A.Ş, Gençeller Zemin Market Yapı Malz. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti, T- Max Makine San. ve Tic. A.Ş.

Haberi Derleyen Editör: GAZETECİ YAZAR YILMAZ KURŞUN

 

7 yaşındaki dev öküz dünyanın en büyük öküzü !

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Dünyanın en büyük öküzü 1.94 metrelik boyunda..!

1.400 kg (220 taş) ağırlığında  olan Avustralyalı dünyanın en büyük öküzü 1.94 metrelik boyuyla gündem oldu.

Avustralya’da bulunan 7 yaşındaki dev öküz görenleri şaşkına çevirdi.


TAM 220 TAŞ AĞIRLIĞINDA..

Öküzün kilosunun ise 1.400 kg (220 taş) ağırlığında ve Avustralya’nın en büyük öküzü konumunda.Kısır bir erkek olan dev hayvan 1.94 metre boyunda.

Öküz ile ilgili her on dakikada bir meraklılar tarafından aranıyor..

20. YÜZYILDA MOBİLYA TASARIMI

Öküz ile ilgili her on dakikada bir meraklılar tarafından arandığını söyleyen öküzün sahibi Geoff Pearson ise  ve bu durumun artık kontrolden çıktığını sözlerinde ifade ediyor..

Bu da Dünyanın En Büyük Boynuzları Sayılıyor..

Dünyanın en büyük boynuzlarını gururla taşıyan bu hayvanın adı Lurch.Hayvan barınağında yaşayan Watusi cinsi boğa Lurch’un boynuzları 92.25cm. uzunluğunda ve her biri 45kg. ağırlığında .

24763-dunyanin-en-buyuk-boynuzlari_d620.jpg
Watusi cinsi boğa Lurch’un boynuzları 92.25cm. uzunluğunda ve her biri 45kg. ağırlığında .
24761-dunyanin-en-buyuk-boynuzlari_d620.jpg
Dünyanın en büyük boynuzlarını gururla taşıyan bu hayvanın adı Lurch.

Lurch’un en sevdiği şey ise, diğer atlar tarafından rahatsız edilen sakat bir ata korumalık yaparak zamanını geçirmek.

Araştırma EDİTÖRÜ / YAZAR : YILMAZ KURŞUN

Fitoterapi Avrupa’da en etkili tamamlayıcı tıp yöntemi olarak kabul edilmiştir.

Bitkisel ilaç kullanımı dünyada eskilerden beri kullanılan bir yöntemdir. Fitoterapi de bunlardan bir tanesidir. Fitoterapi sadece bitkisel ilaçlarla uygulanan bir sistemdir. Fitoterapi yöntemi Almanya’daki tıp doktorları ve tıbbi bitki uzmanları tarafından ve Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, Yeni Zelanda ve Avustralya’nın birçok yerinde uygulanmaktadır.

YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR
YILMAZ KURŞUN- GAZETECİ YAZAR

Fitoterapi, vücudun normal işlevlerini uyarmak veya güçlendirmek için seçilirler ve böylece vücudun kendini iyileştirmesine yardımcı olurlar. Reçete edilen bitkisel ilaçlar, hastanın özel ihtiyaçları için seçilen bitkilerin bir kombinasyonu olabilir.

Hastanın fitoterapi ile uyumu da çok önemlidir. Soğuk algınlığı veya grip gibi akut durumlar veya kronik durumlar için 4-6 hafta içinde semptomlarda düzelme görülmesi günler geçtikçe not edilmelidir.

Kronik problemler özellikle bitkisel ilaçlar ile tedavi için çok uygundur. Otoimmün, bazı cilt hastalıkları gibi bazı kronik rahatsızlıkların daha uzun süreli tedaviye ihtiyacı olabilir.

Fitoterapi yöntemi uzman yardımı olmadan yapılmamalıdır. Aksi takdirde sağlık açısından ciddi yan etkilere neden olabilir.Fitoterapi, tam donanımlı bir tıbbi bitki uzmanı tarafından reçete edildiğinde çok güvenli ve etkilidir.

Otlar, semptomları hafifletebilir ve bağışıklık sisteminin olgunlaşması gibi gelişimsel değişiklikleri kolaylaştırabilir.

Fitoterapi hangi hastalıklara karşı kullanılmalıdır?

Migren ve baş ağrıları
Aşırı kilolu olma veya kilo verememe
Kadın hastalıkları
Mide ve bağırsak hastalıkları
Troit bezi hastalıkları
Kemoterapi sonrası tedavi
Şeker hastalığı
Böbrek ve idrar yolları hastalıkları
Depresyon, Panik atakları, sinir hastalıkları
Uykusuzluk, değişik kriz dönemi problemleri
Alerji, Cilt hastalıkları
Solunum yolları hastalıkları, Astım
Romatizma, Osteoporoz

Araştırma EDİTÖRÜ / YAZAR : YILMAZ KURŞUN

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz